Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erkan AKÇAY’ın 65 inci Hükümet Programı Üzerine Meclis Genel Kurulunda Yapmış Oldukları Konuşma Metni 27.05.2016

Erkan Akcay

Manisa Milletvekili Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erkan AKÇAY’ın
65 inci Hükümet Programı Üzerine
Meclis Genel Kurulunda Yapmış Oldukları Konuşma Metni
27.05.2016

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 65’inci Hükûmet Programı üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken, vatanımızı bizlere emanet eden atalarımızı, ülkemizin bütünlüğü, milletimizin birliği için canlarını feda eden bütün şehitlerimizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, partimizin kurucusu Başbuğumuz Alparslan Türkeş’i rahmet ve şükranla anıyorum.

Bugün 65’inci Hükûmetin programını görüşüyoruz.

Bu Hükûmet programı nasıl olmuş?

Eskiden televizyonlarda bir gazoz reklamı vardı, “İmaj hiçbir şeydir, susuzluk her şey.” diyordu.

Hükûmet programı sanki bir gazoz reklamı gibi olmuş. Bu Hükûmet programı bir taraftan imaj cilalamaya çalışırken diğer yandan çelişkilerle, birbirini tekzip eden ifadelerle dolu.

Eski zamanlarda Elealı Zenon diye bir filozof vardı, bu filozof da aynı konuşmalarında birbirini tekzip eden çelişkili sözleri söylemesiyle meşhurdu; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı ve bu Hükûmet programı da sanki Elealı Zenon’un günümüzdeki torunları gibi konuşuyor. Bir taraftan tek adam yönetimine evrilecek başkanlığı savunurken diğer yandan hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığından bahsederek çelişkiye düşüyor, komik oluyor.

Bu Hükûmetin programı Davutoğlu Hükûmetinin programının kes, kopyala, yapıştır hâlidir; her iki programdaki ifadelerin yüzde 90’ı kelimesi kelimesine aynıdır. O derece ki Davutoğlu Hükûmetinin programında yer alıp gerçekleştirilen vaatler dahi bu programda yer alıyor. Örneğin, Davutoğlu Hükûmetinin programında yer alan -sayfasını söylemiyorum, AKP’liler arayıp bulsun, biraz derslerine çalışsınlar- “Yeni iş kuran gençlerimize üç yıl boyunca gelir vergisi muafiyeti sağlayacağız.” vaadi, 65’inci Hükûmet Programı’nda da tekrar yer alıyor. Oysa bunun kanunu çıktı, ilgili gelir vergisi genel tebliği dahi yayınlandı, Hükûmete “günaydın” diyoruz.

Bir diğer örnek, Davutoğlu’nun Hükûmet Programı’nda aynen şu ifade var: “İlk kez iş bulan her gencimizin maaşının bir yıl boyunca devlet tarafından karşılanmasını sağlayacağız.” diyor. Yeni Hükûmet programında da aynı ifadeler “kes, kopyala, yapıştır.” yer alıyor. Sizin hiçbir şeyden haberiniz yok, tekrar “günaydın.”

Sayın Davutoğlu, 8 Nisan 2016’da bu Reform Tanıtım Toplantısı’nda hangi taahhütlerini gerçekleştirdiklerini açıklamıştı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde biz de muhalefet olarak bu düzenlemelere destek vermiştik, gerekli katkıyı sağlamıştık, herhâlde siz Davutoğlu’na darbe planlarken bu işleri takip edemediniz.

Yine, Davutoğlu’nun 64’üncü Hükûmet Programı’nda “Gençlerimize ücretsiz İnternet erişim imkânı getireceğiz.” deniliyordu. Aynı ifade yeni Hükûmetin programında da tekrarlanıyor. Sayın Davutoğlu 8 Nisanda da bunu gerçekleştirdiklerini açıkladı ve bu Meclisten çıktı, yine “günaydın.”

Davutoğlu Hükûmetinin Programı’nda yer alan şeffaflık bölümü ise tamamen çıkarılmış. 65’inci Hükûmette şeffaflığın “ş”si bile yer almıyor, yani fiilî durumun resmileştirilmesi galiba böyle bir şey. Zaten şeffaflıktan, denetimden, sorumluluktan uzak bir zihniyetiniz var; Hükûmetin şeffaflığı programdan çıkarmasını, şeffaf olmadıklarının ve olmayacaklarının bir göstergesi olarak değerlendiriyorum.

Davutoğlu’nun Programı’nda sadece iki kelime “yolsuzluk” ibaresi geçiyordu, 65’inci Program’da o da yok. Herhâlde diyorum, bu programda yolsuzlukla mücadele eden hiçbir kelime olmadığına göre bu yolsuzluk işleri ABD Başsavcısı Bhrara’ya havale edildi.

Değerli milletvekilleri, son yirmi bir ayda 3 hükûmet gördük. Hükûmetlerin ortalama ömrü yedi ay, altı ay. Yüzde 49,5 oyla 317 milletvekili kazanarak iktidar olan Başbakan Davutoğlu’nun Hükûmetinin ömrü altı ay. Tek parti iktidarının istikrar sağlayacağını, uyum olacağını iddia edenlerin bu tablo karşısında ne diyeceklerini merak ediyoruz.

Davutoğlu’nun Başbakanlığı ve Genel Başkanlığı bırakma gerekçesi olarak söyledikleri tam bir darbe itirafıdır. Ne oldu? Kim, hangi hakla, hangi yetkiyle Hükûmetinizi bozdu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi saray bahçesi midir, saltanat kayığı mıdır?

Hükûmet Divan-ı Hümayun mudur?

“İstikrar” diyerek ülkemizi getirdiğiniz nokta krizdir, kaostur.

Milletimiz sandıkta tecelli eden iradesinin nasıl yok edildiğini endişeyle izlemektedir.

AKP döneminde artan terör saldırıları, her gün ciğerimizi yakan şehit haberleri, daha çok dış politika sorunu, daha fazla mülteci, daha fazla zam, daha fazla yüksek enflasyon, daha çok hukuk ihlali, daha diktacı ve şahsi bir yönetim, daha çok kaostan başka ne oldu?

Ekonomideki pembe tablolar, vadedilen refah ekonomisi nerededir?

Vatandaşın sosyoekonomik durumu nedir, ekmeği daha ucuza mı alıyor?

Benzin, elektrik, doğal gaz, meyve sebze, vergiler, trafik sigortası ucuzladı mı?

Turizm gelirleri zirve mi yaptı?

Esnaf ihya mı oldu?

Çiftçi para kazanmaya mı başladı?

İhracatımız yeni rekorlar mı kırıyor?

Değerli milletvekilleri, bu Hükûmetin programını analiz etmek için öncelikle bu Hükûmetin kuruluş sürecine bakmalıyız. 62, 63 ve 64’üncü Hükûmetlerin Başbakanı Davutoğlu gerek partisinin başına gerekse de Başbakanlığa atamayla gelmiş, toplam yirmi ay Başbakanlık yapmıştı. Atamayla gelen Başbakan henüz açıklanmayan nedenlerle, kendi isteği ve iradesi dışında, kendi deyimiyle “zaruretten” görevden azledilmiştir.

Yaşananlar tam bir Hükûmet darbesidir. Millet iradesini alarak Başbakan olmuş bir parti Genel Başkanı, yetkisiz ve sorumsuz bir Cumhurbaşkanının kanunsuz ve hukuksuz emriyle alaşağı edilmiştir.

Her fırsatta “millî irade” diyenler, “Beni millî irade seçti.” diyenler bugün millî iradeyi hiçe saymaktadır.

Sonuçta, atamayla gelen Başbakan darbeyle gitmiştir.

Bugün millet iradesi Beştepe’nin iradesi altında ezilmektedir. Sarayda “konseyler” adı altında paralel hükûmetler oluşturulmuştur. “Vesayetle mücadele” söylemi sadece safsatadan ibarettir. Bugün Anayasa çiğnenerek, hukuk yerle bir edilerek oluşturulan Hükûmetin meşruiyeti tartışmalıdır ve yoktur.

Bakın, size AKP içinden yakında bir uyarı geldi. Bir eski genel başkan yardımcınız ne dedi? “Gittikçe siyasetin, siyasetçinin profili düşüyor.” Şahsi yeteneklerin yerini bütün yeteneklerden vazgeçmek aldı.

Bugün Türkiye sanal sorunlara sanal çareler üretildiğine şahit olmaktadır. AKP önce sorun çıkarıyor ve bu sorunu derinleştiriyor, sonra da bu sorunun çözümü için darbe yapmak pahasına toplumsal bir talep yaratmanın yollarını arıyor, sonra da çözecekmiş umuduyla sorun daha da derinleştiriliyor. Sunulacak sanal çözümün de çare olmadığı görülünce suçlar muhaliflere, paralel yapılara yüklenecek.

Sorun nedir, ona bir bakalım.

Meseleniz üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek.

“Başkanlık” adı altında sunduğunuz hayalî önerilerde esas amacınız şahsi ve keyfî bir yönetime anayasal bir kılıf bulmaktır.

Türkiye, kurum ve kurallarıyla yönetilmiyor.

Türkiye, şahsi ve keyfî bir yönetim altındadır.

Ülkemiz bir devlet ve yönetim krizi içindedir.

AKP iktidarının Hükûmet etme ve devlet yönetme bilinci yoktur.

Anayasa, kanun, hukuk hiç sayılmaktadır.

İktidar sahipleri merdiven altı siyaset yapmaktadır.

Yönetemeyenler kabahati kendinde arayacaklarına suçu sisteme ve Anayasa’ya yükleyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyorlar. Anayasa’yı veya sistemi günah keçisi ilan etmek, kanun ve kuralları yok saymak gayrimeşruluğun önünü açmaktır. “Devlet benim, kanun benim, tek güç benim.” demek anarşik ve kaotik bir zihniyettir.

Bakın, AKP içinden yine bir söz geldi: “Gücün tek elde toplanması her şeyin çözümü olsaydı bugün Suriye’de, Irak’ta, Libya’da olanların hiçbiri yaşanmazdı.”

Değerli milletvekilleri, AKP hükûmetleri on dört yıl boyunca hiçbir zaman tek başına bir iktidar olamadı. Bugüne kadar cemaatler, tarikatlar, çıkar grupları, paralel yapılar koalisyonu ve ittifakı olarak iktidarını kullandı. Milletin verdiği yetki kötüye kullanıldı, millî iradeye ihanet edildi.

“Cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhurbaşkanı Başbakanla aynı partiden ve aynı kaynaktan olsun.” dediniz, seçildiniz. Sonra yirmi bir ay geçti, bir türlü uyumu sağlayamadınız. Yasama bizden, yargı bizden, yürütme bizden, oğlan bizim, kız bizim ama hâlâ “Uyum, uyum, uyum.” deyip duruyorsunuz. Siz, şimdi de “Uyum için başkanlık isteriz, olmazsa bari partili Cumhurbaşkanlığı olsun.” diyorsunuz. Vallahi sizde bir uyum sorunu var arkadaşlar, sorun sizde, sorun sizden kaynaklanıyor, mizacınız uyumsuz. Millet ne yapsın, biz ne yapalım! Tavsiyemiz: Siz aranızda kişisel uyum aramayı bırakın da en iyisi Anayasa’ya, hukuka, kurallara uyun. Bakın, o zaman aranızda uyum da olur, istikrar da olur.

Yeni Başbakan da vesayet ilişkisini gizlemek için “Uyum içerisinde çalışacağız.” diyor. Elbette güzel, uyum içinde olunuz ancak açıklığa kavuşturulması gerekenler şunlardır:

Uyum içinde çalışmak, herkesin kendi görev, yetki ve sorumlulukları içinde çalışmasıyla olur. Aile şirketi yönetmiyorsunuz, devlet yönetiyorsunuz beyler; şirket bile hukuk kurallarıyla, sorumlulukla yönetilir.

“Safmışız”, “Kandırılmışız.” deme hakkınız yoktur.

Devlet ve ülke hukukla, kurumlarla, kurallarla, görev ve yetkiyle, sorumlulukla yönetilir.

Devleti şahsi ihtiraslarınıza alet edemezsiniz.

Bir sistemde esas olan uyumluluk değildir. Demokrasilerde uyumluluk filan aranmaz; diktatörlüklerde uyumluluk aranır.

Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir ülkeyse kamu yönetiminin her kademesindeki görevlileri ne yapacağız? Yani, muhtarından valisine, kaymakamından belediye başkanına kadar herkesin Erdoğan’la uyumlu olmasını mı arayacağız?

On dört yıldır yaşadığınız bin kıssa, size bir hisse vermemiş, hatalarınızın etrafında dönüp duruyorsunuz.

Ülkemiz yangın yerine dönmüş, bazıları makam, mevki, yetki peşinde ama sorumluluğu yine paylaşan yok. Siz mahalle yanarken saç taramakla meşgulsünüz.

Öncelikle sistemi adam gibi maharetle işletip, başta terörle mücadele olmak üzere Türkiye’nin sorunlarına çözüm getirmeniz gerekiyor, millet sizden bunu bekliyor.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bütün sorunlar sisteme, rejime yüklenmekte ve adına da çift başlılık sorunu denilmektedir. Sorun, kişilerin yanlış yönetiminden kaynaklanıyor, bunu iyi bilmeniz lazım ey iktidar!

Devlet demek hukuk demektir, hukuktan yoksun bir idare ancak çeteleşmeye doğru gider.

Bu nedenledir ki AKP’nin isteği toplumsal uzlaşıyla yeni bir anayasa değildir; onların istediği, özü itibarıyla, şahsi ve keyfî yönetimi tesis edecek iki maddelik bir metindir:

“Madde 1- Erdoğan her zaman haklıdır.

Madde 2- Erdoğan’ın haksız olduğu durumlarda 1’inci madde geçerlidir.”

Bir düşünür şöyle diyor: “Bir insanın istediğini yapmasına engel olacak bir derdi varsa, hatta karnı bile ağrıyorsa bunun için dünyaya yeni bir nizam verilmesi gerektiğine inanır.” İşte, başkanlık takıntınızın altında yer alan zihniyet budur.

Partili cumhurbaşkanı da olsanız yönetim tarzınız sorun üretmeye yönelikse sorunlar daha farklı şekilde tekrar çıkmaya başlayacaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı veya bazı iktidar sözcüleri “Fiilî durum var, ben Anayasa’ya uymam, sisteme uymam, sistem bana uysun, Anayasa bana uysun.” diyor. Hangi sistemi getirirseniz getirin Cumhurbaşkanı o gelen yapıyla mutlaka kavgalı olacaktır.

AKP yöneticileri, artık kuvvetler ayrılığının önemini ve hukukun önemini idrak etmeliler ve bunu kabul etmeliler.

Anayasalar, milleti birleştiren ve bütünleştiren belgelerdir. Ülke topraklarını kalabalıkların bulunduğu sıradan bir coğrafyaya dönüştürecek, bu coğrafyayı parçalayacak birer metin olarak anayasa düzenlenemez. Anadolu’yu bir halklar topluluğu hâline getirecek her türlü düzenlemeyle mücadele edeceğiz. Peşinde olduğunuz başkanlık hayallerinin neticesi parçalanmaya ve bölünmeye gidebilecektir.

30 Aralık 2015 tarihinde bir AKP sözcüsü şu ifadeyi kullanmıştı: “Yeni anayasa, Türkiye’nin kimlik belgesidir.” Bu noktada Hükûmet programından bazı alıntılar yapmak istiyorum. Şu ifade var: “Düşünce, inanç, ifade ve girişim özgürlüğünü sınırlayan yegâne unsur, eşit haklara sahip diğer vatandaşların özgürlük alanlarıdır.” Bu “diğer” kelimesi ne oluyor, ne anlama geliyor? Diğer kim? Diğer ne demek? Diğer vatandaşlar hangi vatandaşlar? Bu kadar özensiz bir ifade olabilir mi?

Bir başka ifade “Tüm vatandaşlarımızı çoğulcu bir yaklaşımla kucaklıyoruz.” Yine 36’cısınız. O zaman nasıl “Tek millet olacağız.” diyorsunuz?

Bir başka ifade: “Toplumsal farklılıkların siyasal temsilinin sağlandığı bir sistem öngörülmektedir.” diyor. Bu farklılıklarla neyi kastediyorsunuz? Bu temsilî nasıl sağlayacaksınız? Dilinizin altındaki bakla nedir?

Bu zihniyetin Anayasa çalışmalarından ne beklediği açıktır. Yeni anayasayla devletin ve milletin yeniden tanımlanması amaçlanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk milletinin kimliğinin kanla, canla, Kurtuluş Savaşı’yla ve aziz şehitlerimizle çizildiğini bilmeyecek kadar cahil olduğunuzu düşünmek istemiyoruz.

Türkiye’nin bir kimliği vardır, bu kimlik Türk milletidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin mevcut sınırları bellidir, adı Türkiye’dir.

Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti’dir, vatanımız Türkiye’dir, bayrağımız Türk Bayrağı’dır.

Türkiye Cumhuriyeti millî ve üniter bir devlettir, bölünemez, özerk bölgelere ayrılamaz.

Beyhude gayretler büyük Türk milleti ve Milliyetçi Hareket Partisi var olduğu sürece, müddetçe asla hayat bulamayacak ve gerçekleşemeyecektir.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz terör örgütlerinin cirit attığı bir ülke hâline gelmiştir. 20 Temmuz 2015’ten beri 496 şehidimiz, 2.595 vatandaşımız yaralanmıştır.

Bugün yaşadığımız sürecin çözüm süreciyle ilişkisini bilmeyen yoktur. 1 Kasım seçimlerine giderken AKP’nin seçim beyannamesinde “Çözüm sürecini kararlılıkla sürdüreceğiz.” ibaresi, tarihi bir vesika olarak yerinde durmaktadır.

Peki, hiç kendinize sordunuz mu çözüm süreci diyerek teröristlere göz yummasaydınız neler olmayacaktı?

PKK şehirlere bombalar, patlayıcılar, silahlar yığamayacak, tüneller açamayacak, barikatlar kuramayacaktı. PKK şehirlere teröristleri yığamayacaktı. PKK’nın bölücü talepleri ve söylemleri siyasi alana taşınamayacaktı. Teröristler yol kesip haraç toplayamayacak, mahkemeler kurulamayacaktı.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, 65’inci Hükûmet Programı’na “ret” oyu vereceğiz çünkü bu programda vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm yok, ekonomide yapısal sorunlara çözüm yok, kapsamlı ve kararlı bir şekilde devlet politikası hâline gelmiş bir terörle mücadele yok, devletin bekası, milletin birliği yok; var olan, şahsi ve keyfî bir yönetimdir.

Bu programda şahsi ve keyfî yönetimi tesis etme gayreti vardır.

Sözlerime son verirken yurdumuzun her köşesinde Türk milletinin varlığını, birliğini, maddi ve manevi değerlerini korumak için canla başla çalışan güvenlik kuvvetlerimize başarılar diliyorum. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza şifalar diliyorum; yakınlarına Allah’tan sabır ve metanet niyaz ediyorum. Kutsal mesaisinin başında ülkemize hizmet edenlere kedersiz muzafferiyet diliyor, hepsini Allah’a emanet ediyorum.

Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Print Friendly
Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>