Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erkan AKÇAY’ın Irak ve Suriye Tezkeresi Hakkında TBMM’de Yaptıkları Konuşma 23.09.2017

MRLL4498

 

 

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğu tezkere hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

 

Öncelikle bugün Hakkâri Şemdinli İlçesi Tekeli köyündeki modüler üs bölgesine Irak topraklarındaki Hakurk bölgesinden uçaksavar, havan ve roketlerle açılan ateş sonucu yapılan hain saldırıda bir askerimiz ve bir işçi vatandaşımız şehit olmuş, iki askerimiz de yaralanmıştır. Vatanımız ve milletimiz için canlarını feda eden bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar diliyorum.

 

Güney sınırlarımızda yaşanan gelişmeler ve yaşanan çatışma ortamı millî güvenliğimizi doğrudan tehdit etmektedir. Yaşanan bu gelişmelere karşı, uluslararası hukuktan doğan haklarımız doğrultusunda gerekli önlemlerin alınması için çıkarılan tezkerenin süresi 30 Ekim 2017 tarihinde dolmaktadır. Bu tezkereyle süre bir yıl daha uzatılmaktadır.

 

Hükûmet tezkeresinin gerekçesinde son derece önemli tespitler yer almaktadır. Tezkerede Türkiye’nin güney sınırları boyunca ulusal güvenliğine dönük risk ve tehditlerin arttığı belirtilmekte, buralarda yaşanan ve hiçbir meşruiyeti olmayan, tek taraflı bölücü girişimlerin ülkemizin geleceği açısından ciddi riskler ve tehditler oluşturduğu ifade edilmektedir. Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne, birliğinin ve istikrarının korunmasına önem verdiği belirtilerek Irak ve Suriye’de PKK, PYD ve DEAŞ’ın varlığının devam etmesinin etnik ayrılıkçı girişimlerin bölgesel barışa, istikrara ve ülkemizin güvenliğine tehdit oluşturduğu ifade edilmektedir.

 

Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmaya ve gayrimeşru oldubittiler oluşturmaya yönelik millî güvenliğimize tehlike oluşturan her türlü eylemlere karşı uluslararası hukuktan ve ikili anlaşmalardan doğan haklarımız doğrultusunda gerekli önlemlerin alınması millî güvenliğimiz açısından hayati önem arz etmektedir. Söz konusu olan, Türkiye’nin güvenliği, hak ve menfaatleri ile bölgemizin huzur, barış ve güvenliğidir. Milliyetçi Hareket Partisi Türk milletinin, Türk devletinin ve Türk vatanının kardeşlik hukukunun kutsal bir emanet olarak savunulmasını şart görmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi her zaman Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden unsurların ortadan kaldırılması ve millî hak ve menfaatlerin korunması ilkesiyle hareket etmiştir.

 

İkinci husus, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bölgede yaşanan kargaşa ve çatışmaların sona erdirilmesidir. Sorunların çözümü için bölge ülkeleriyle birlikte hareket edilmesi gerekiyor.

 

Diğer önemli bir husus da yaşanan çatışmaların yol açtığı insani dramı sona erdirmek, evini, yurdunu terk edip mülteci konumuna düşen insanların kendi vatanlarında rahat ve huzur içinde yaşamalarını temin etmektir. Bize göre, PKK, PYD, DEAŞ küresel projelerin taşeronu terör örgütleridir; hepsi Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir. Tehdit, doğrudan Türk milletine yöneliktir. Türkiye, sınırlarımız boyunca sahnelenen fitne kampanyasına karşı tüm millî güç unsurlarıyla göğüs germelidir.

 

Değerli milletvekilleri, Irak’ın işgali sonrasında ülkenin etnik ve mezhep olarak parçalara ayrılma projesinin bir benzeri 2011 yılından bu yana Suriye’de sahnelenmektedir. Bugün, komşumuz olan iki ülke bölünmenin eşiğine gelmiştir. Suriye ve Irak’ta yaşanan bu iç savaşlar sadece kendilerini değil, çevresindeki bütün komşu ülkeleri de derinden etkilemektedir. Suriye’de milyonlarca insan yerinden yurdundan olmuş, Türkiye 3 milyonu aşkın mülteciyi kabul etmiş, Suriye’nin toprak bütünlüğü ciddi zarar görmüş ve Suriye toprakları DEAŞ, PKK/PYD, rejim ve ÖSO tarafından paylaşılmaya çalışılmaktadır. Irak özerk bölgelere ayrılmış, her gün etnik ve mezhebî çatışmaların yaşandığı bir ülke hâline gelmiş, Irak neredeyse yok olmanın eşiğine yaklaşmıştır. Irak’ın kuzeyi Barzani tarafından yönetilirken, Musul, Kerkük ve Tuzhurmatu’da yaşayan Türkmenler âdeta yok edilme sürecine getirilmiştir.

 

Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü PYD-YPG’ye açılan kulvar, sınırlarımız açısından büyük bir güvenlik ve beka tehdidi hâline gelmiştir. Suriye’deki iç savaş büyük bir hızla etnik ve mezhebî çatışmalara dönüşmüştür. Suriye’deki PYD, DEAŞ gibi terör örgütleri ile rejim arasındaki kavgada yine olan masum Suriye halkına ve Humus’ta, Halep’te, Türkmen Dağı’ndaki Türkmenlere olmuştur. Suriye’de DEAŞ’la mücadele ettiğini söyleyen koalisyon güçleri PYD’yle müttefik olmuş, her türlü silah yardımı yaparak PYD’nin bölgede palazlanmasına yol açmıştır. Perde önünde kendilerini bizimle müttefik gibi gösteren bazı ülkeler güneyimizdeki terör örgütlerinin hamisi, tedarikçisi konumundadır. Türkiye’ye parasıyla silah vermeyen sözde dost ve müttefiklerimiz teröristlere son teknoloji silahları bedavaya hibe etmektedir. ABD’nin YPG’ye yani PKK’ya vermiş olduğu silah ve mühimmat desteği millî güvenlik sorunu hâline gelmiştir.

 

İşte bu tezkere sadece terör örgütlerine karşı değil, terör örgütlerini destekleyen, onları besleyen, semirten ülkelere karşı da Türk milletinin Gazi Meclisten yüksek bir uyarısı olacaktır. Yaşananlar gösteriyor ki Orta Doğu’da kendi göbeğimizi kendi elimizle kesmemiz gerekmektedir. İşte bu tezkerenin bir boyutu da bu şekilde değerlendirilmelidir.

 

Milliyetçi Hareket Partisi olarak yıllardır ısrarla, üzerine basarak yaptığımız uyarılar Orta Doğu’daki bu kirli ilişkilere yöneliktir. 6 Ağustos 2012 tarihinde “Orta Doğu’da yeni devletler kurmak isteyen çevrelere, silah ve terör baronlarına karşı uyarılarda bulunarak ülkemize yönelen tehditleri en aza indirmek amacıyla batı ucu Afrin’i, doğu ucu Kandil’i içine alacak biçimde tesis edilecek hilal şeklindeki güvenlik kuşağı bir an önce sağlanmalı ve icra edilmelidir.” önerisinde bulunmuştuk. 26 Şubat 2013 tarihinde Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki gayrimeşru yapılanmanın devlet statüsüne kavuşması için emperyal güçlerin durmaksızın çalıştıklarını ifade ettik. Bu görüşlerimiz, Hükûmetin aldığı kararlar doğrultusunda 24 Ağustos 2016’da Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Fırat Kalkanı harekâtını başlatmıştır. Suriye sınırımıza yönelik bu operasyon 30 Mart 2017 tarihinde başarıyla tamamlanmış, ülkemize Türkiye’nin kuzeyinden gelecek saldırılara yönelik önlemler bir nebze olsun alınmıştır.

 

Ancak, bilindiği üzere, Türkiye’nin güney sınırı güvenliği ve bekasına yönelik tehdit sadece Suriye’nin kuzeyinden gelmemektedir. Sevr hayalini gerçekleştirmek isteyenler, Irak’ın kuzeyinde peşmergebaşı Barzani’yle yüz yıllık oyunu yeniden sahnelemektedir. 25 Eylülde yapılmak istenen korsan bağımsızlık referandum girişimi, emperyalistlerin Sevr rüyasını yeniden hortlatmaktadır. Bu, aslında yüz yıllık bir hesaplaşmadır. Bu tezkerenin en önemli yanı da budur. Bu tezkere sadece güney sınırlarımızdaki tehlikeye değil, Türkiye düşmanı bütün güçlere karşı yüksek sesle bir karşı duruş olacaktır.

 

Bugün buradan, ülkemizin bekasını ve bütünlüğünü tehdit eden 25 Eylül 2017 tarihli korsan referandum girişimine karşı güçlü ve kararlı bir ses çıkacaktır. Gayrimeşru ve kabul edilemez bu korsan referandum iş işten geçmeden iptal edilmelidir.

 

Barzani’nin 7 Haziranda “25 Eylülde, bağımsızlığa giden yolun önünü açacak referandumu yapacağız.” dediği andan itibaren Milliyetçi Hareket Partisi tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, referanduma izin verilemeyeceğini, Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasının en ağır yankısının Türkiye’de hissedileceğini, referandum ateşiyle oynayanların kendilerinin yanacağını ifade ettik. İşte, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bu tezkereyle Ankara’dan Erbil’e “Ateşle oynama, yanarsın.” mesajı verilmektedir. Bu tezkere, Türk milletinin millî gücünü sonuna kadar kullanacağının kararlılık ifadesidir. Biz, bu tezkereyle, bir gece ansızın görünebileceğimiz hususunda şaka yapmadığımızı, oyun oynamadığımızı, Türkiye’nin bekası için her şeyi göze alabileceğimizi kesin bir şekilde söylüyoruz. Açıkça ifade ediyoruz ki Irak ve Suriye’de yaşayan Türkmen varlığı hiçbir şekilde oldubittiye getirilerek bastırılamaz, horlanamaz, topraklarından ve yurtlarından sökülüp atılamaz.

 

Soydaşlarımızın hayat alanlarına göz dikenler, referandum yoluyla, daha önce başlattıkları etnik tasfiyenin çıtasını yükseltmeyi amaçlayanlar Türk milletinin sabrını daha fazla zorlamaktan vazgeçmelidirler. Bu provokasyon miadı dolmuş Barzani’nin hayrına olmayacaktır. Rüzgâr eken fırtına biçecektir.

 

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde gayrimeşru ve düşmanca her hamleyi Türkiye korkusuzca kesmeli, sınırlarımız tüm imkânlarımız kullanılarak emniyete alınmalıdır. Artık başka yol kalmamıştır. Biz biliyoruz ki eğer ki millî bekamıza yönelmiş tehditler odağında yok edilmezse yurdumuzu savunma güçlükleri peyderpey karşımıza çıkacaktır. Ankara güvende olacaksa, Diyarbakır huzur içinde kalacaksa Kerkük’ün, Musul’un, Halep’in dirlik içinde olması tarih ve jeopolitiğin bize uyarısıdır.

 

Misakımillî sınırları içerisinde Kerkük ve Musul’un statüsü, Türkiye-Irak sınırının nasıl belirleneceği Lozan Antlaşması’nın 3’üncü maddesiyle düzenlenmiştir. Bu madde hükmünün gereği olarak yapılan ve Lozan’ın tamamlayıcısı niteliğindeki bir belge olan 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması’yla Irak’ın statüsü tespit edilmiştir. Aynı anlaşmada bu topraklar üzerinde ilhak, istiklal veya herhangi bir idare şekli hakkında esas kabul edilen veya edilecek olan bütün kararlar konusunda Türkiye’nin söz hakkına sahip olacağı saklı tutulmuştur.

 

Ayrıca Irak’la 1946 yılında yapılan dostluk ve iş birliği anlaşması ve 1983 yılındaki sınır güvenliği anlaşması ile Birleşmiş Milletlerin üye ülkelerin sınırlarının bölünemezliği ilkesi Türkiye’nin tezlerindeki haklılığını ortaya koyan hukuki altyapıyı kuvvetlendirmektedir. Bu nedenle, Barzani’nin Türkmen kentlerini de kapsayan korsan referandum hazırlığının tarihten ve hukuktan gelen haklarımız doğrultusunda sonuna kadar karşısındayız. Bu referandum sinsi bir ön çalışma, karanlık bir öncü hamledir. Bu referandum Türkmenlerin, Türkiye’nin, bütün bölge insanlarının ve bu coğrafyanın tamamen aleyhinedir. Bu korsan referandum gayrimeşrudur, kabul edilemez. Vahim sonuçlara gebe bir girişimdir, Türkiye’ye doğrudan tehdittir. Türkiye’nin uluslararası ve ikili anlaşmalardan doğan hakları yerinde ve güçlüdür. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyeti bekasını yakından tehdit eden, egemenlik haklarını doğrudan hedef alan, varlık ve birliğini riske sokan her türlü eylem, hazırlık, kurgu, tertip, teşebbüs ve mütecaviz emellere karşı meşru müdafaa ve müdahale hakkını kullanmakla mükelleftir.

 

Türkiye’ye hiçbir güç yön veremez, Türkiye Cumhuriyeti’ne kimse parmak sallayamaz.

 

Bize parmak sallayanların parmağını kırarız.

 

Değerli milletvekilleri, ne zaman devletimizin egemenliği, milletimizin geleceği tehdit ve tehlike altına girme riskiyle karşı karşıya kalmışsa Milliyetçi Hareket Partisi bu mücadeleyi yapacak devlet kurumlarına desteğini vermiştir, vermeye de devam edecektir. Çünkü ülkemize bir saldırı ihtimali varsa, terör örgütleri tarafından millî güvenliğimiz tehdit altındaysa tüm imkânlarımızla buna karşı koymak her şeyden önce bir vatan savunmasıdır, millî bir görevdir.

 

Bu duygu ve düşüncelerle Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak Hükûmet tezkeresine kabul oyu vereceğimizi ifade ediyor, muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Print Friendly
Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>