MHP GRUP BAŞKANVEKİLİ SAYIN ERKAN AKÇAY’IN OHAL’İN UZATILMASI GÖRÜŞMELERİNDE MHP GRUBU ADINA YAPMIŞ OLDUKLAR KONUŞMA

1

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 119, 120 ve 121’inci maddeleriyle düzenlenen olağanüstü hâl uygulamasının üç ay süreyle uzatılmasına ilişkin Hükûmet teskeresi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Temmuz hain darbe girişimi, terör örgütlerinin kamu yönetiminden ekonomiye, üniversitelerden sivil topluma ve sosyal hayata kadar geniş bir alana nasıl bir ahtapot gibi yayıldığını, ülkemizin bekası bakımından ne denli vahim tehlike ve riskleri barındırdığını acı bir şekilde göstermiştir.

Terör örgütlerinin sökülüp kökünün kazınması için OHAL kesin bir mecburiyet hâline gelmiştir. Olağanüstü tehditlerle mücadele aynı derecede olağanüstü araç ve yöntemlerle başarıya ulaşabilir. Tehdit ve tehlike henüz geçmemiştir, dinamikleri hâlâ geçerlidir. Olağanüstü tehlikelerin olağan tedbirlerle engellenmesi mümkün değildir. OHAL, başta FETÖ olmak üzere, tüm terör örgütleriyle mücadele etmek, 15 Temmuzun yarattığı hasarı ortadan kaldırmak için yürütülen bir uygulamadır. OHAL’i bireysel özgürlüklere, vatandaşlarımızın günlük hayatına ve işlerine karşı değerlendirmek yanlıştır. Eğer OHAL olmasaydı, bu mücadelenin onda 1’i dahi yapılamazdı.

15 Temmuzu yaşayan, anlayan, yarattığı tehdidin farkında olan herhangi bir kişinin OHAL’den gocunmasına gerek yoktur. OHAL’den rahatsız olanlar, eğer FETÖ ve diğer terör örgütleriyle mücadeleden rahatsızlarsa, onlarla farklı bir düzlemde konuşuruz. Ancak, “OHAL olmadan bunlarla mücadele edilsin.” deniyorsa, o zaman bunun yolunu yöntemini de söylemeleri gerekir.

Değerli milletvekilleri, OHAL hukukidir, meşrudur, gereklidir. Ülkemizin bekasına yönelik açık veya örtülü tehditlerin çok yönlü devam ettiği bugünlerde, anayasal ve hukuki bir uygulama olan OHAL’e dönük eleştirileri doğru ve yerinde görmüyoruz, bu eleştirilerin beka hassasiyeti taşımadığını düşünüyoruz. Her devlet kendini koruma refleksini gösterip gerekli önlemleri almak mecburiyetindedir.

FETÖ’yle mücadele bağlamında OHAL eleştirilerinin Avrupa’dan da geldiğini görüyoruz. Örneğin, dün açıklanan AB Komisyonunun 2018 Türkiye raporunda, Türkiye’nin FETÖ’yle mücadelesine hiç değinilmemiş ve OHAL’in gecikmeksizin kaldırılması istenmiştir. Merak buyurmasınlar, biz de öyle yapacağız zaten, OHAL’i gerektiren terör tehdidi sona erince OHAL gecikmeksizin kalkacaktır. Ancak, bu istikamette Avrupa Birliği Türkiye’ye ne kadar destek veriyor? 15 Temmuz kalkışmasına bir tepki bile vermediklerini gayet iyi hatırlıyoruz. Avrupa Birliği gerçekten OHAL’in sona ermesini istiyorsa Türkiye’ye, terörle ve FETÖ’yle mücadelesinde destek vermelidir. Avrupa Birliği ülkeleri PKK ve FETÖ’ye doğrudan ya da dolaylı desteğini çekmeli, Türkiye’yi desteklemelidir. Bu durumda OHAL çok daha kısa sürede sona erecektir.

Değerli milletvekilleri, 15 Temmuz, emperyalist bir işgal ve iç savaş planının proje terör örgütü vasıtasıyla hayata geçirilme girişimidir. Projenin sahipleri FETÖ, PKK ve DEAŞ gibi farklı zannedilen ama aynı amaca hizmet eden pek çok karta sahiptir. Biz bu gerçeği Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtlarında da açıkça gördük. 15 Temmuzdan sonra da sinsi bir planla bu örgütler üzerimize salınmaktadır. Bu yüzden, FETÖ ve diğer terör örgütleriyle taviz vermeden mücadele edilmek zorundadır çünkü bu bir beka mücadelesidir, millî bir meseledir. Bildiğiniz gibi savaş, birbirini izleyen birçok muharebeden oluşur. Benzetme yapmak gerekirse, bir muharebeyi kazanmak savaşın tamamen kazanıldığı manasına gelmez. Bir düşünürün ifadesiyle “Zafer düşmanın savaşma iradesini yok etmektir.” Düşman planların iradesini kırmak zorundayız. Bu anlamda 15 Temmuzda milletimizin darbecilere karşı gösterdiği fedakârlık ne kadar önemliyse 15 Temmuz sonrası FETÖ’ye karşı yürütülen kapsamlı mücadele de o kadar önemlidir. FETÖ’nün toplumda bugüne kadar var olan maskeli imajı ve iradesi yok edilmelidir. Bunun için topyekûn, kapsamlı ve stratejik bir mücadele şarttır. FETÖ kalkışmasına “kontrollü darbe, tiyatro, oyun, senaryo” gibi sıfatlar yakıştırmak aklın ve insafın inkârıdır ve FETÖ’yle mücadeleye düşürülen en büyük gölgedir. Bu iddialar FETÖ ağzıdır, FETÖ’ye destektir. 15 Temmuzda Türkiye Büyük Millet Meclisinin defalarca bombalanmasına, insanlarımızın alçakça kurşunlanmasına hangi vicdanla tiyatro denilebilir? Askerî kamuflaj içine saklanmış teröristlerin milletimizin silahıyla milletimize ateş açması, kurum ve kuruluşlara saldırması mı tiyatrodur? Bu alçakça girişimlerin, hainliklerin vahameti ve yarattığı büyük tehlike hâlâ idrak edilemiyorsa bu kişilerin aklından, vicdanından ve vatana sadakatinden şüphe ederiz.

Değerli milletvekilleri, OHAL’de önceliğimiz terörle mücadeledir. Son günlerde bu mücadeleyi sekteye uğratabilecek bazı açıklamaların kamuoyuna yansıdığını da görüyoruz. “FETÖ mücadelesi sona ermiştir.” minvalindeki yaklaşımları da doğru bulmuyoruz. Üstelik bu açıklamaların yapıldığı günlerde 38 ilde yüzlerce kişi FETÖ’yle mücadele kapsamında gözaltına alınmıştır. Yine FETÖ’nün kripto damarı üzerindeki sis perdesi henüz dağıtılmamışken, FETÖ’nün yeni haberleşme ağları ortaya çıkarılırken, FETÖ’yle mücadelenin bittiği ve OHAL’e gerek kalmadığı söylenebilir mi? FETÖ, sadece Türkiye’de değil, dünyada örümcek ağı gibi örgütlenmiş bir bela örgüttür. Çeşitli ülkelerden FETÖ’cüler getirilip Türk adaletine teslim ediliyor. FETÖ mücadelesinde önemli adımlar atılmıştır, ancak daha yolun yarısında sayılırız. Başta siyasiler ve bürokratlar olmak üzere, herkese büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu aşamada, FETÖ’yle mücadele için iyi organize edilmiş bir devlet aklına ihtiyacımız vardır.

FETÖ musibetinin gündemden çıkarılması için devlet aklıyla atılacak önemli adımlardan biri adalet mekanizmasıdır. Terör örgütüyle mücadelenin yarattığı mağduriyetler mutlaka giderilmelidir ve suçlu ile suçsuz elbette iyi ayırt edilmelidir.

FETÖ’yle mücadelenin adalet boyutunun bir diğer nirengi noktası da FETÖ’cülerin tespit ve yargılanmasında kullanılan yöntem ve kriterlerdir. Örneğin, kanunen meşru bir sendika üyeliği, muhatabını terörist yapacak mıdır? Yine, kanunlar çerçevesinde kurulmuş okullarda okumak, bankalara masum saiklerle para yatırmak bir şahsın terör örgütü üyeliği için yeterli olacak mıdır? Bu bakımdan, ceza hukukunun gerektirdiği maddi ve manevi unsurları bir arada değerlendirmek gerekmekte ve bu sorular üzerine iyi düşünüp geleceğimizi riske atacak, sosyal yaralara sebep olacak adımlara karşı dikkatli olunmalıdır.

Unutulmamalıdır ki FETÖ’yle mücadelede kesin başarı, hukukun herkese eşit uygulanması, aynı ölçüde etki göstermesinden geçmektedir. Bu çerçevede, daha evvel değişik zamanlarda Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de gündeme getirdiği bazı hususlara dikkatinizi tekrar çekmek istiyorum.

1) FETÖ’yle daha etkili bir mücadele için devlet aklı topyekûn bir şekilde devreye alınmalıdır. Mücadelenin, sınırlı sayıda devlet ve siyaset adamının çabasıyla ilerleyen bir süreç olmaktan çıkarılması gerekir.

2) FETÖ’yle mücadelede bir strateji çerçevesinde siyasi ve hukuki bir eylem planı belirlenmelidir. Bu eylem planının fikrî temelleri, millî hedefleri, hukuki sınırları berrak bir zihin ve siyasi kavrayışla belirlenmelidir.

FETÖ’yle mücadelenin öncelikleri kamuoyuna açıklanmalıdır. FETÖ’cülüğün tanım ve tasviri yapılmalı, kamuoyunda ve adalet mekanizmasındaki kafa karışıklığı giderilmelidir. FETÖ’yle mücadelede oluşan mağduriyetler çerçevesinde biriken sosyal maliyet, devlete karşı yükselen önyargılı bakış açısının bertaraf edilmesi için tedbirler belirlenmelidir.

Değerli milletvekilleri, ihanetin yumduğu gözünü bir daha açamaması, işgal niyetlerinin ilelebet tarihe gömülmesi için FETÖ’yle ve her türlü terör örgütüyle mücadeleye destek oluyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri, yargı, emniyet, kamu kurum ve kuruluşları, basın-yayın organları, sosyal medya, üniversiteler ve eğitim kurumlarıyla iş dünyasında ve nihayet siyaset ayağında FETÖ’yle mücadele hiçbir rehavete kapılmadan devam etmelidir. FETÖ’nün kripto damarı hâlâ faal ve aktiftir. Bu damar, devletle toplumu karşı karşıya getirmek için yeni tezgâhlar peşindedir. Bu şartlar altında “OHAL kalksın.” demek, bir bakıma bilerek veya bilmeyerek kripto damara göz kırpmaktır.

Ayrıca, üzerine basa basa söylemek isteriz ki bölgesel risk ve tehlikeler öngörülmesi ve önüne geçilmesi gittikçe zorlaşan karmaşık bir yapıya bürünmektedir. Terör saldırıları sürmektedir. Emperyalizm yeni taktikleriyle sınırlarımızın dibine postunu sermiş, neredeyse Suriye odaklı üçüncü dünya savaşı bile konuşulmaya başlanmıştır.

Millî güvenliğimize yönelik karanlık senaryolar, yeni saldırı planları zayıf anımızı kollamaktadır. Ülkemiz aleyhine kurgulanan siyasi ve ekonomik operasyonlar derinlik ve aksiyon kazanmaktadır. Bazı yerli iş birlikçi odaklar FETÖ’süyle, PKK’sıyla ve benzeri unsurlarıyla birleşik cephe şeklinde hareket etmektedir. Bazı sokak heveslileri meşru ve hukuki muhalefetin dinamiklerini sokağa evriltme çabasındadır.

Muhterem milletvekilleri, hafızası olan toplumlara millet denir. Biz Türkler hafızası olan bir milletiz. Yakın tarihimize derin bir şuurla bakmak zihin berraklığı sağlar, yolumuzu aydınlatır. Lütfen hafızamızı tazeleyelim: 1909’da 31 Mart Vakası cereyan ettiğinde, elli bir yıl sonrasında askerî bir darbenin darağacı kuracağı hesap edilebilmiş midir? 1912’de Halaskar Zabitan Vakası yaşandığında, seksen beş yıl sonra, 28 Şubat 1997’de benzer bir girişimin yaşanacağı bilinebilir miydi? 27 mayıs 1960 darbesinden sonraki günlerde, 21 şubat 1962 veya 22 Mayıs 1963 Talat Aydemir kalkışmalarını kim öngörebilmiştir? 12 Mart 1971’de bir muhtırayla iktidarın devrileceğini üç sene öncesinden öngören olabilmiş midir? 12 Eylülü beş yıl öncesinden aklının ucuna getiren var mıdır? 15 Temmuzda darbe girişimi olacağını gülen bebek reklamlarıyla subliminal mesajlar verenlerden başka bilen var mıydı?

Yakın tarihimizin neredeyse her bir dönemi; tehditle durdurulan cumhurbaşkanı adayları, cuntalar gömülmüş ordu yapısı, vesayet odaklı, icazetli demokrasi, toplanıp toplanıp dağılan müdahale yanglıları, köşeye sıkışmış parti başkanları, sinmiş medya mensupları, budanmış adalet mekanizması, kaynayan sokaklar, kabaran sloganlarla geçirilmiştir.

15 Temmuzda ülkemize karşı hain bir saldırı gerçekleşti, bu bir terörist girişimdi, bu Türk milletine ve Türkiye Cumhuriyetine, suyunu içip ekmeğini yedikleri ülkemize büyük bir ihanettir. Emperyalist bir proje, terör örgütü milletin silahıyla milleti kurşunladı, Meclisimiz ve emniyet binaları bombalandı, 251 vatan evladı şehit oldu, 2.194 vatan evladı yaralandı. Geriye dönüp son yüz yedi yıla baktığımızda ne kadar mesafe alabildik? Yaşadığımız bin kıssa bize bir hisse vermeyecek mi? Önümüzdeki zaman diliminde devlete sızacak bir başka kadro, bir başka proje örgüt; devletten ele geçirdiği tanklarla, uçaklarla, silahlarla milletimize ölüm saçmasın diye gereken tedbirleri mutlaka almamız lazımdır, istiklal ve istikbalinden emin bir Türkiye’yi inşa etmemiz lazımdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak tarihe, ecdadımıza, yaşanacak gelecek asırlarımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getirelim istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmemiz, aynı ülke etrafında birleşmemiz gereken günlerden geçiyoruz. Nasıl ki 15 Temmuz darbe girişimine karşı o gece hep beraber saf tutmuşsak muhtemel darbelere ve şeytani tezgâhlara karşı alınması gereken tedbirlerle de aynı safta olmamız gerekir. Bu darbeyi milletimiz, millî irade hep beraber nasıl defettiyse aynı direnci korumalıyız. Unutulmasın ki vatanımız tektir, devletimiz tektir, Türkiye’miz tektir; yenisi, eskisi yoktur. Bizde bölünecek ülke yoktur, bizde yıkılacak devlet de yoktur, parçalanacak vatan da yoktur, bizde teslim alınacak, bölünecek millet de olmayacaktır. Sonsuza kadar ayrışmadan ve çatışmadan bir arada yaşamaya 1915’te Çanakkale’de, 1921’de Sakarya Savaşı’nda, Büyük Taarruz’da ant içtik. Aziz vatanımızın huzur ve esenliği için çalışacağız, demokrasimize ve hukukumuza sahip çıkacağız, birlik ve beraberliğimizi güçlendireceğiz.

Konuşmama burada son verirken Milliyetçi Hareket Partisi olarak OHAL’in uzatılması lehinde oy vereceğimizi bir kez daha belirtiyoruz. Bu vesileyle Türk milletinin karakterinin en bariz vasfının bağımsızlık olduğunu 15 Temmuzda kahramanlık destanı yazarak yedi düvele ilan eden Türk milletinin azametinin önünde saygıyla eğiliyor, bütün şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Print Friendly
Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>