MHP MANİSA MİLLETVEKİLİ ERKAN AKÇAY: “HÜKÜMETİN KANUN ÇIKARMA FITRATINDA 1775’LERDE İNGİLTERE’DEKİ KANUN ÇIKARMA YÖNTEMLERİ VAR.”

DSC_1276

23 Mart 2015 tarihine TBMM Genel Kurulunda YOLSUZLUK, RÜŞVET, VERGİ MUAFİYETLERİ VE AKP’NİN GETİRDİĞİ KAPİTÜLASYONLAR hakkında yapmış olduğum konuşma metni şu şekildedir:

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 705 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmama başlarken sizlere bundan yıllar evvel bir ortamda yapılmış bir konuşmayı okuyacağım. Acaba, nerede ve hangi tarihte, kim tarafından bu konuşma yapılmıştır? Artık sizlerin tahminine bırakacağım ama sonra açıklamasını da yapacağım. Konuşma aynen şöyle değerli arkadaşlarım: “Parlamentodan çıkarılan kanunların sayısı öylesine artmış, bilhassa yürürlükteki vergi kanunlarına ilave edilen ekler öylesine muğlak hale gelmişti ki, vergilerin ve kanunların tatbikinden sorumlu hâkimler ve uygulayıcılar dahi içinden çıkılamayan bu bilmeceler karşısında ellerinden, hayret ve şaşkınlıkla kaşlarını çatmak, kızgınlıkla başlarını sallamaktan başka bir şey gelmiyordu. Başka ne yapabilirlerdi ki? Bakıyorsunuz, önce bir kanun çıkarılıyor, ardından alelacele Parlamentodan henüz çıkmış bu kanunun bazı maddelerinin tadiliyle ilgili yeni bir kanun teklifi önümüze konuyor. Nihayet bu da kanunlaşıyor fakat çok şükür demeye vakit kalmadan Hükûmet, yürürlükteki kanunu tadil eden kanunu değiştiren veya düzelten ikinci kanunun eksikliklerini tamamlayacak yepyeni bir kanun teklifi karşımıza dikiyor. Gel gelelim, iş bununla bitmiş olmuyor. Bir müddet sonra, bir de bakıyoruz ki, yürürlükteki kanununu tadil eden kanunun kusurlu yönlerini kendince düzelten en son kanunun eksik taraflarını tamamlayacak yepyeni bir kanun teklifi geliyor ve böylece, vatandaşlar bir türlü sonu gelmeyen kanunların fasit dairesinde bocalayıp duruyor. Sadece vatandaşlar değil ülke ve kamu hayatı da. Bu neye benziyor? Ancak denize indirildikten sonra dümeninin konmadığı anlaşılan gemiyi akla getiriyor. Gemi denize indiriliyor ancak dümeni unutulmuş. Gemi dümen takılması için tekrar kızağa alınıyor. Ne var ki geminin denize her indirilişinde yeni yeni eksikliklerin, yeni yeni hataların farkına varılıyor, omurgasındaki çemberlerin vidaları takılmadığından omurgadaki bazı tahtaların kaybolmuş olduğu anlaşılıyor, eksik tahtalar tamamlanıyor, yeniden çemberleniyor ve tam denize indirileceği sırada, harcanan bunca paraya rağmen, geminin tamamen parçalanmasına ve yeni baştan yapılması karar veriliyor. Son yıllarda çıkan bütün kanunlar yumurtadan çıkan böceğin kelebek hâline gelişine kadar geçirdiği her safhayı hatırlatırcasına bir sürü tadilden geçiriliyor.”

Değerli milletvekilleri “Bu konuşma nerede, hangi tarihte, kim tarafından yapılmış olabilir?” diye sormuştum. Cevabını da veriyorum: Bu konuşma, tam iki yüz kırk yıl evvel, 1775’te İngiltere Parlamentosunda bir parlamenter tarafından dile getiriliyor. Bu getirilen torba kanunlar ve İngiltere Parlamentosundan size aktardığım iki yüz kırk yıl evvelki bu konuşma bana neyi hatırlattı, biliyor musunuz? 13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’da meydana gelen maden faciasında da dönemin Başbakanı ne demişti? “Efendim, bu kazalar bu işin fıtratında var, 1850’lerde İngiltere’de de böyle kazalar oluyordu.” Demek ki hükümetin kanun çıkarma fıtratında 1775’lerde İngiltere’de kanun çıkarma yöntemleri var.

Temel kanunlar, bu torba düzenlemeler nedeniyle yamasından aslı belli olmayan elbiseye döndü. Bugün bir İhale Kanunu’na baktığımızda, 5018 sayılı Kanun’u dikkate aldığımızda, vergi kanunları ve daha pek çok temel kanun yamasından aslı belli olmayan elbiseye dönmüştür.

Çok uzağa gitmeyelim, daha geçen hafta perşembe günü 688 sıra sayılı Torba Kanun görüşmeleri sırasında 21’inci maddeden sonra gelmek üzere bir 22’nci madde eklemesi yapıldı. Daha bu ekleme yapılır yapılmaz bu eklediğiniz madde üzerinde bir değişiklik önergesi verdiniz. Yani bir maddeyi henüz değişmeden değiştirdiniz ve böylelikle de tarihe geçtiniz.

“ADALET VE KALKINMA PARTİSİ İSTİSNA VE MUAFİYETLER İKTİDARI HÂLİNE GELMİŞTİR”

Değerli milletvekilleri, torba kanunlarında sürekli yeni vergi istisnalarıyla karşımıza çıkılmaktadır. 3’üncü maddede Katma Değer Vergisi Kanunu’nda, 4’üncü maddede Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda, yine, 8, 9, 10 ve 11’inci maddelerde değişik vergi kanunlarında istisna, muafiyetler veya Bakanlar Kuruluna yine istisna veya muafiyet diyebileceğimiz türden yetki düzenlemeleri var. Adalet ve Kalkınma Partisi bu tür kanuni düzenlemelerle istisna ve muafiyetler iktidarı hâline gelmiştir. Kanuni düzenlemelerle bir istisna ve muafiyetler iktidarı hâline geldiniz. Her şeye sürekli istisna ve muafiyet getire getire kanunların özü buhar olup uçuyor, kanunların özü kalmadı, esası kayboldu. Üstelik bu düzenlemeler vatandaşlarımızın lehine olmaktan ziyade dar bir rant çevresinin çıkarlarına hizmet etmektedir.

“ANADOLU AJANSININ ZARARI İHALE KANUNU’NDA MUAFİYET YOLUYLA TRT’YE VE DOLAYISIYLA TÜRK MİLLETİNE RÜCU ETTİRİLMEKTEDİR”

Teklifin 7’nci maddesinde TRT’nin Anadolu Ajansı’ndan yapacağı her türlü program, haber, yapım ve yayınlarla ilgili mal ve hizmet alımlarının Kamu İhale Kanunu’ndan istisna tutulması düzenleniyor. Tabii, yine, Kamu İhale Kanunu’ndan bir istisna getirilmeseydi doğrusu şaşacaktık ama bizi yine yanıltmadınız. Bu madde bir torba kanun klasiği hâline getirilen bir maddedir. Bu madde yeni yolsuzluk ve usulsüzlüklere zemin hazırlayan bir düzenlemedir ihale mevzuatımızda ve artık Adalet ve Kalkınma Partisinin bir mümeyyiz vasfı, belirleyici özelliği oldu. Anadolu Ajansı mali yönden zarar ediyor. 2014’te Ajansın zararı 105 milyon liradır. Buna göre, Anadolu Ajansı 2014’teki gelirinin 4 katına yakın zarar etmiştir. Ajansın 2014 yılı geliri 28 milyon liradır. Bu rakamlar Komisyonda Hazine Müsteşar Yardımcısının verdiği bilgilerdir. Bu madde hükmüyle Anadolu Ajansının zararı İhale Kanunu’nda muafiyet yoluyla TRT’ye ve dolayısıyla Türk milletine rücu ettirilmektedir. Vatandaşın elektrik faturalarından kesilen paralarla finanse edilen TRT Anadolu Ajansının zararını kapatmakla görevlendirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu düzenleme acaba hangi toplumsal ihtiyaç ve beklentileri karşılıyor? Hangi ekonomik gerekçelerden doğmaktadır? Teklifin sadece 7’nci maddesi dahi AKP döneminde Türkiye’nin gayrihukuki, keyfî ve şahsi bir yönetim altında olduğunu göstermektedir. Bu düzenlemenin milletvekili genel seçimleri öncesinde getirilmesi de ayrıca dikkat çekici bir konudur. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı döneminde TRT yayınlarında Anayasa’nın 133’üncü maddesinde ve TRT Kanunu’nun 1’inci ve 5’inci maddelerinde hüküm altına alınan tarafsızlık ilkesi yok edilmiştir. Bir taraftan, yayın ilkelerinden tarafsızlığı bertaraf eden TRT’ye şimdi de Kamu İhale Kanunu’ndan muafiyet getirilmektedir. Yani diğer bir ifadeyle, TRT’nin ihalelerinde de taraflı olması yasal hâle getirilmek istenmektedir.

“OSMANLI DEVLETİ’NİN ZAYIFLAMA NEDENLERİNDEN BİRİSİ OLAN VE ZAYIFLAMA SÜRECİNE GÖTÜREN ÖNEMLİ UNSURLARDAN OLAN KAPİTÜLASYONLAR AKP HÜKÛMETİYLE GERİ GETİRİLMEKTEDİR”

Teklifin 13’üncü maddesiyle, sigortacılık sektöründe “yönetici şirket” ve “katılım sigortası” tanımları getiriliyor. “Katılım sigortası” terimi, Malezya ve Körfez ülkeleri kökenli sermayenin talepleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Hazine Müsteşarlığı yetkililerinin Komisyonda verdiği bilgilere göre, uluslararası sermayenin Türkiye’ye yatırımlarında tereddüt etmemesi için bu düzenleme getiriliyor denilmişti, geçtiğimiz torba kanunda da yine, bu yargılamayla ilgili, kamu-özel iş birliğiyle ilgili düzenlemelerde de, maalesef, Türk yargısını baypas edecek düzenlemeler getirilmişti, demek ki yurt dışından bu tür talepler yoğun bir şekilde geliyor.

Madde metnindeki “yönetici şirket” tanımının da bir İngiliz sigorta şirketinin talebiyle eklendiği Komisyonda öğrenilmiştir. Bu düzenleme sonrasında Türkiye piyasasına girmesi beklenen İngiliz sigorta şirketi Türk piyasasını tamamen kontrol edecektir. Sigortacılık sektörünün mevcut durumda yüzde 70’inden fazlasının yabancı sermayenin elinde olduğunu dikkate aldığımızda, bu düzenlemeden sonra bu İngiliz şirketinin Türk piyasasına girmesiyle, yabancı sigorta şirketleri Türkiye’deki sigorta sektörüne tamamen hâkim hâle gelecektir.

Genel Kurulda görüşülen son iki torba teklifte yer alan bu düzenlemeler, Osmanlı Devleti’nin zayıflama nedenlerinden birisi olan ve zayıflama sürecine götüren önemli unsurlardan olan kapitülasyonların AKP Hükûmetiyle birlikte geri getirilmesidir. Bunlar resmen kapitülasyon düzenlemeleridir. Adım adım uygulanan bu senaryo, 1839 Balta Limanı Anlaşması’yla başlayıp, 1914’te Osmanlı’nın mali iflasıyla sonuçlanan sürecin paralelidir. 2014 yılı 3’üncü çeyreği itibarıyla 396,8 milyar dolara ulaşan dış borç, yabancı yatırımcılara ve finans kuruluşlarına uygulanan imtiyaz ve istisnalar tarihin tekerrür etmesidir. “Yeni Türkiye”, “yeni Osmanlı” dediğiniz de herhâlde bu olsa gerektir.

“TÜRKİYE EKONOMİSİ, BIRAKIN BÜYÜMEYİ, ARTIK KÜÇÜLMEYE BAŞLAMIŞTIR”

Değerli milletvekilleri, maliye politikalarının en önemli amaçlarından birisi de vergilemede adalettir. Gerek vergi kanunlarıyla getirilen istisna ve muafiyetler gerekse vergi kalemlerindeki tahsilatlar bu temel ilkeyi yok saymakta ve Türkiye’de vergi adaletsizliğinin giderek daha belirgin hâle geldiğini de göstermektedir. Torbadaki bazı vergi düzenlemeleri de buna hizmet etmektedir. Ülkemizde üretim yavaşlamaktadır, ekonomi yavaşlamaktadır ve durgunluğa doğru gitmektedir, iç ve dış talep daralmaktadır, gelir artışı düşmektedir, piyasalara olan güven azalmaktadır; işsizlik, enflasyon artmaktadır, gerek vatandaşlarımızın gerek özel sektörün gerekse kamunun borçluluğu artmaktadır. Bu ortamda Türkiye ekonomisi, bırakın büyümeyi, artık küçülmeye başlamıştır. Hâl böyle olunca bize de

“Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” demek düşer iktidar politikası bakımından.

Değerli milletvekilleri, bu torba teklif düzenlemesinde olumlu ancak noksan gördüğümüz bir husus da öğretmen atamalarıdır. 47 bin yeni kadro tahsis ediliyor. Bunu olumlu bulmakla birlikte noksan bulduğumuzu da buradan ifade etmek istiyorum. Kesinlikle sözleşmeli öğretmenlerle birlikte dikkate aldığımızda, öğretmen ihtiyacı 110 bin, artı, sözleşmelilerle birlikte 180 bindir. Atamayı bekleyen öğretmen sayısı 300 bindir. Onun dışında, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, gıda mühendisleri, su ürünleri mühendisleri ve arkeologlar atama beklemektedir ve bu konuda da Hükûmetten bir ses seda yoktur.

Bu düşüncelerle muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

Print Friendly
Be Sociable, Share!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>