Erkan Akçay her yerde

Halkımızla iç içe... More »

Erkan Akçay her yerde

Halkımızla iç içe... More »

Erkan Akçay her yerde

Halkımızla iç içe... More »

Erkan Akçay her yerde

Halkımızla iç içe... More »

Erkan Akçay her yerde

Halkımızla iç içe... More »

 

MHP’Lİ AKÇAY: “AKP DÖNEMİNDE HIRSIZLAR POLİSLERİ KOVALAMAKTADIR”

Erkan_Akcay

Emniyet çalışanlarının 10 Nisan Polis Bayramını kutlayan MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ 2007 ve 2011 seçimleri öncesinde emniyet çalışanlarına ‘ özlük haklarını iyileştireceğiz’ diye söz veren AKP Hükümeti bu sözünü seçimlerden sonra unutmuştur.

AKP döneminde hırsızların polisleri kovaladığını söyleyen MHP’li AKÇAY, “ Tayyip Erdoğan Gezi olaylarında kahraman ilan ederek ödüllendirdiği polisleri, AKP’li dört bakanın, Bilal Erdoğan ve AKP’li işadamlarının da adının karıştığı 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapmaları nedeniyle vatan haini ilan etmiştir. Kanun tanımayan ve kanunsuz emirler veren, gerekirse kanunsuz uygulamalar için de kanun çıkartırız diyerek AKP milletvekillerini ve TBMM’yi dikkate bile almayan yeni İçişleri bakanı Efkan Ala, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını yapan emniyet müdürlerini ve polisleri ‘ Fizan’a ve Hizan’a” sürmekle övünmektedir. Ne acıdır ki, polisler hırsızları kovalarken AKP döneminde artık hırsızlar; polisleri, hakim ve savcıları kovalamaktadır. Ancak bu gün polisleri, hakim ve savcıları kovalayanlar bilmelidir ki, MHP iktidarında onların kaçacak yeri kalmayacaktır.” dedi.

AKP Hükümetinin seçim döneminde emniyet çalışanlarına verdiği sözleri seçimler sonrası unuttuğunu söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ Ülkemizin huzur ve güvenliği için her türlü fedakârlığı yapan polis teşkilatı Türk Milletinin gönlünde ayrı bir yere sahiptir. Zor şartlar altında can siperane görev yapan Türk polisi maalesef verdiği hizmetin karşılığını alamamaktadır. Polislerin özlük hakları, çalışma koşulları, hizmet binaları, lojmanları, gibi problemli alanlarda bir çözüm ortaya koyamayan AKP 2007 ve 2011 seçimleri öncesinde emniyet çalışanlarının özlük haklarının düzeltileceği yönündeki sözünü unutmuştur.” dedi.

Emniyet teşkilatı çalışanlarının sorunlarını gündeme getiren MHP’li AKÇAY, “ Polis memurları çalışırken birinci derecede kadroda çalışabilmekte, ancak birinci derecenin gösterge ve tazminatlarına hak kazanamadıkları için üçüncü dereceden emekli edildiği için emekli maaşları düşmektedir. Tazminat ve fazla mesai ücretleri emekli maaşına yansımadığından, emekliye ayrılan polislerin maaşı yarı yarıya düşmektedir. 2200 ek gösterge alan Emniyet çalışanlarının ek göstergeleri 3600’e çıkarılmalıdır. Kamudaki personel haftada 40 saat çalışırken günde 12, haftada 72 saat çalışan polislerimiz bu çalışmalarının karşılığını alamamaktadır. Diğer kamu görevlileri hafta sonu, dinî ve resmî bayramlar, yılbaşı, diğer özel günlerde istirahat ederken polis teşkilatı bugünlerde güvenliği sağlamak için çok daha fazla çalışmaktadır. Düzensiz çalışma şartları, mesleki risk ve stresli çalışma ortamı, bırakın çalışma azmini, polisimizin yaşama azmini dahi kırmaktadır. Bu durum intihar vakalarına kadar gitmektedir. Son onbir yılda 320 polis intihar etmiş, yüzün üstünde polisimiz şehit olmuş, 1.600 polis görevi sırasında ve görevin yarattığı meslek hastalığından vefat etmiştir. Hiçbir meslekte bu kadar intihar olayı yoktur. Bunun mutlaka araştırılması gerekmektedir. Üniversite mezunu polisler ortalama yirmi altı-yirmi yedi yaşında göreve başlamaktadır. Görevde yükselme sınavlarına girebilmek için otuz beş yaş sınırı ve altı sene fiilî hizmet süresi düşürülmelidir. Bütün memurlar 8’inci dereceden itibaren ek gösterge alırken polisler ancak 4’üncü dereceden itibaren alabilmektedirler. Polise yalnızca asli görevini yapma imkânı sağlayan düzenlemeler yapılmalı, polis; bina ve kişi koruma ile tebligat işlerinden acilen kurtarılmalıdır. Emniyet teşkilatı mensuplarımızın lojmanları yetersizdir. Lojmandan faydalanamayan polislerimize kira yardımı yapılmalıdır. Polislerimizin atama ve terfileri objektif kriterlere bağlanmalıdır.” dedi.
MHP’nin emniyet çalışanlarının özlük haklarıyla ilgili Kanun teklifi AKP tarafından reddetmiştir.

On iki yıllık AKP iktidarı döneminde emniyet çalışanlarının özlük, çalışma ve sosyal haklarıyla ilgili maalesef düzenleme yapılmamıştır. Emniyet mensuplarının sorunlarına ilişkin verdiğimiz Meclis Araştırma önergemiz 10 Nisan 2012 tarihinde yani polis bayramında AKP tarafından reddedilmiştir. 9 Nisan 2013’te polislerin; emniyet hizmetleri tazminatının artırılması, birinci dereceden emekli olabilmeleri, ek göstergelerinde iyileştirme yapılması ve 8’inci dereceye kadar ek göstergelerin belirlenmesine yönelik kanun teklifimiz AKP tarafından reddedilmiştir.

Emniyet çalışanlarının sendika kurmasına yönelik teklifimiz AKP tarafından reddedilmiştir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23.maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11.maddesi, Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesinin 5.maddesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 22.maddesi, İLO 87 Nolu Sözleşmenin 2.maddesine göre Emniyet hizmetleri mensuplarının ve Emniyet teşkilatında çalışan diğer tüm hizmet sınıflarına dahil personelin örgütlenme hakkı vardır. Ancak AKP hükümeti polislerin sendika kurmasına izin vermemekte, buna yönelik çalışma yapan polisleri cezalandırmaktadır. Bu sendikanın kurucuları ve üyelerine sürgün ve görevden el çektirme dahil birçok baskı uygulanmıştır. Üst kademe yöneticiler hariç olmak üzere emniyet çalışanlarının sendika kurmasına yönelik kanun teklifim AKP tarafından gündeme alınmamıştır. Polisler, sosyal, ekonomik ve diğer bütün yasal haklarını koruyabilmek için sendika kurabilmeli ve bunların çalışmalarına özgürce katılabilmelidirler.

AKP döneminde hırsızlar polisleri kovalamaktadır.
Tayyip Erdoğan Gezi olaylarında kahraman ilan ederek ödüllendirdiği polisleri, AKP’li dört bakanın, Bilal Erdoğan ve AKP’li işadamlarının da adının karıştığı 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu yapmaları nedeniyle vatan haini ilan etmiştir. Kanun tanımayan ve kanunsuz emirler veren, gerekirse kanunsuz uygulamalar için de kanun çıkartırız diyerek AKP milletvekillerini ve TBMM’yi dikkate bile almayan yeni İçişleri bakanı Efkan Ala, 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını yapan emniyet müdürlerini ve polisleri ‘ Fizan’a ve Hizan’a” sürmekle övünmektedir. Eski içişleri bakanı Muammer Güler polislere sahip çıkacağına hırsızların önüne yatmaktadır. Ne acıdır ki, AKP döneminde artık hırsızlar; polisleri, hakim ve savcıları kovalamaktadır. Ancak bu gün polisleri, hakim ve savcıları kovalayanlar bilmelidir ki, MHP iktidarında onların kaçacak yeri kalmayacaktır.

10 Nisan Polis Bayramını kutlayan MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ Hepimizin bildiği gibi 10 Nisan Polis Bayramıdır. Bu nedenle polislerimizin ve ailelerinin 10 Nisan Polis Bayramı’nı en iyi önce en içten duygularımla kutluyor, zor çalışma koşullarına rağmen iyi ve kötü günlerinde onlara desteklerini esirgemeyen değerli ailelerine şükranlarımı sunuyor, sağlık, mutluluk ve görevlerinde başarılar diliyorum. Başta polis şehitlerimiz olmak üzere, şehitlik mertebesine ulaşan kahraman polislerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimize sağlıklı ve bir ömür diliyorum.” dedi.

AKÇAY: “HİÇBİR İKTİDAR İSLAMİYET’E AKP KADAR ZARAR VERMEMİŞTİR”

erkan-akcay1

Oy alabilmek için dini duyguları insafsızca istismar eden Tayyip Erdoğan’ın İslâmiyet ve Kur’an-ı Kerim’e yapılan hakaretler karşısında sessiz kaldığını söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “Türk Milletinin dini duygularını istismar ederek oy toplamaya çalışan Tayyip Erdoğan, Kur’aın-ı Kerim parçalanıp, camiler meyhane yapılırken ve kiliseye dönüştürülürken eski AB Egemen Bağış gibi yandaşlar Kur’an-ı Kerim ile dalga geçerken sessiz kalmıştır. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Dinimize ve Kur’an-ı Kerim’e yapılan hakaretler karşısında susan dilsiz şeytan değil midir? ” dedi.

Tayyip Erdoğan’ın misyonerlik faaliyetlerine destek verdiğini söyleyen MHP’li AKÇAY, “ Tayyip Erdoğan, İmar Kanunundaki ‘cami’ ibaresini ‘ ibadet yeri’ olarak değiştirerek bir tek Gayri Müslim vatandaşımızın yaşamadığı yerlerde misyonerlik faaliyeti için kilise ev ve havra açılmasını sağlayarak misyonerlere ve Siyonizm’e büyük hizmet etmiş, 28 Şubat 2011 tarihinde Almanya’da ve Nisan 2011’de Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada bununla övünmüştür. Bu değişiklikten sonra bir yıl içinde misyonerlik faaliyetleri için 25 bin kilise ev ve havra açıldığı iddia edilmektedir.‘” dedi.

AKP döneminde dini ve milli değerlerin yozlaştırıldığını söyleyen MHP’li AKÇAY,“AKP döneminde; hırsızlık ve yolsuzluk yapanlar, rüşvet verenler hayırsever işadamı ilan edilmiş; rüşvet zekât olarak adlandırılmış; yolsuzluk merkezleri vakfı olarak nitelendirilmiştir. Zina serbest bırakılırken, domuz eti üretimi ve satışı serbest bırakılmış, bu çiftliklere Ziraat Bankasından kredi sağlanmıştır. Uyuşturucuya başlama yaşı 10’a, alkole başlama yaşı 11’e düşerken ilköğretim okullarında alkol ve uyuşturucu madde kullanma ve bulundurma suç olmaktan çıkarılmıştır.” dedi.

AKP döneminde dini ve milli değerlerin yozlaştırıldığını söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ AKP döneminde; hırsızlık ve yolsuzluk yapanlar, rüşvet verenler hayırsever işadamı ilan edilmiş, rüşvet zekât olarak adlandırılmış, kurdukları vakıflar yolsuzluk merkezi haline gelmiştir. Dini duygularımız oy almak için insafsızca istismar edilirken Kur’an-ı Kerim ile dalga geçen eski AB Bakanı Egemen Bağış gibi yandaşlar için başta Tayyip Erdoğan olmak üzere hemen hemen bütün AKP’liler ve kendilerine İslami yazar olarak nitelendirenler sessiz kalmıştır. Dinimize ve Kur’an-ı Kerim’e yapılan hakaretler karşısında susan dilsiz şeytan değil midir? Zina serbest bırakılırken, domuz eti üretimi ve satışı serbest bırakılmış, bu çiftliklere Ziraat Bankasından kredi sağlanmıştır. AKP döneminde; uyuşturucuya başlama yaşı 10’a, alkole başlama yaşı 11’e düşerken ilköğretim okullarında alkol ve uyuşturucu madde kullanma ve bulundurma suç olmaktan çıkarılmıştır.” dedi.

Türk Milletinin dini duygularını istismar ederek oy almaya çalışan Tayyip Erdoğan’ın Kur’aın-ı Kerim parçalanıp, camiler meyhane yapılırken ve kiliseye dönüştürülürken sessiz kaldığını söyleyen MHP’li AKÇAY, “ Kabataş İskelesinde başörtülü kızımıza saldırdılar diyerek yalan söyleyerek başörtüsü üzerinden siyaset yaparak oy toplamaya çalışan Tayyip Erdoğan Star gazetesine telefon açarak başörtülü bir gazeteciyi işten attırmış, AKP aleyhine çalışan başörtülü kızlara hakaret ederek onları hedef göstermiştir. Cami imamı ve müezzininin yalanlamasına rağmen Gezi parkı protestocuları camide içki içti diyerek yalan söyleyip oy bezirgânlığı yapan Tayyip Erdoğan, 31 Aralık 2012 tarihinde ABD askerleri Adana İncirlik Üssündeki camiye ayakkabıları ile girip, içki içip Kur’an-ı Kerim’i parçalarken susmuştur. 28 Mayıs 2011 tarihinde İzmir Alaçatı Pazar Yeri Camiinde Hıristiyanlara ibadet yaptırıp AB ilerleme raporunda bununla övünen Tayyip Erdoğan, 4 bin soydaşımızın yaşadığı Yunanistan’ın Rodos Adası’ndaki cami meyhane yapılırken ağzını açmamıştır. Türkiye’deki kiliseleri onarıp Hıristiyanların ibadetine açmakla övünen Tayyip Erdoğan, Yunanistan Kavala’daki İbrahim Paşa Camii’ni Aya Nikola Kilisesine dönüştürürken susmuştur. PKK ile kurşunuyla şehit düşen Türk askerini ‘kelle’ olarak nitelendiren Tayyip Erdoğan, 2003′de The Wall Street Journal’a makale yazıp Irak’ta 1,5 milyon insanın ölümüne neden olan onbinlerce kadına tecavüz eden, camileri havaya uçuran ABD askerlerini kastederek ‘ Kahraman kadın ve erkek Amerikan Askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ediyorum’ demiştir.”

Tayyip Erdoğan’ın Siyonizme hizmet ettiğin söyleyen MHP’li AKÇAY, “ Hıristiyanlar için kilise ve Yahudiler için havra evlerin önünün açılması için 3194 sayılı İmar Kanunundaki ‘cami’ ibaresi 17 Temmuz 2003 tarihli ve 4928 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle ‘ ibadet yeri’ olarak değiştirilerek bir tek Gayri Müslim vatandaşımızın yaşamadığı yerlerde misyonerlik faaliyeti için kilise ev açılmıştır. İmar Kanunundaki bu değişiklikten sonra sadece bir yıl içinde 25 bin kilise ev ve havranın açıldığı iddia edilmektedir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 28 Şubat 2011 tarihinde Almanya’da ve Nisan 2011’de Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada ‘Bütün imar planlarında eskiden cami yazardı, camiyi imar planlarından çıkardık, onun yerine mabed yazdık çünkü olur ya Hıristiyanların böyle bir talebi olur, Musevilerin de böyle bir talebi olur.’ demiştir. İmar Kanunundaki bu değişiklikten sonra Yahudilerin Ocak 2004’te Tayyip Erdoğan’a ‘ Üstün Cesaret Ödülü madalyası vermesi de büyük bir tesadüf olsa gerek.” dedi.
Yahudilerden aldığın üstün cesaret ödülünü iade edecek misin?

Fetullah Gülen Hocaefendi ve cemaatini düne kadar öven ve ‘Ne istediler de vermedik’ diyen Tayyip Erdoğan bugün her fırsatta Fetullah Gülen Hocaefendi ve cemaate saldırmakta, başörtülü kızlarımızı hedef göstermektedir. Ancak ne hikmetse özerlikten bahseden ve Türkiye Cumhuriyete devletini ‘ ya müzakere ya mücadele ’ diye tehdit eden İmralı Canisi Öcalan ve PKK için bir kelime söylememektedir. Fetullah Gülen Hocaefendi’den aldığı tesbihi iade edeceğini söyleyen Tayyip Erdoğan’a sormak istiyorum: Yahudilerden aldığın üstün cesaret ödülünü de iadeye düşünüyor musun?

Türk Milleti Tayip Erdoğan’ın günahlarına ortak olmayacaktır

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda yaşananlar, Erdoğan Bayraktar’ın açıklamaları, internete düşen ses kayıtları yolsuzluk ve rüşvet çarkının başında Tayyip Erdoğan’ın olduğunu göstermektedir. Paralel devlet, montaj, dış güçler diyerek yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışan Tayyip Erdoğan, yolsuzlukların üzerine gidilmesini engellemek için kanunlar çıkartmış, hakim, savcı ve polisleri sürmüş, internete sınırlama getirmiş, twitter’ı kapattırmıştır. 76 milyonun kul hakkını yiyenler hem bu dünya da hem de Mahkeme-i Kübra’da bunun hesabını verecektir. 76 milyonun, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen Tayyip Erdoğan şimdi de 30 Mart’ta seçmenler sandıkta beni aklayacak demektedir. Türk Milleti, 30 Mart’ta 76 milyonun kul hakkını yiyen Tayyip Erdoğan ve ekibinin günahlarına ortak olmayacaktır.

AKÇAY: “30 MART HELAL İLE HARAMIN SEÇİMİDİR”

erkan-akcay

30 Martın helal ile haramın seçimi olduğunu söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY,“ Türk Milleti, PKK ile pazarlık masasına oturan, şehide ‘kelle’, terörist başı Öcalan’a sayın diyen, yolsuzluk ve rüşvet çarkının başındaki Tayyip Erdoğan ve ekibini çok iyi tanımaktadır. Türk Milleti, 30 Martta AKP’ye verilen her oyun PKK’ya verilmiş olacağını çok iyi bilmektedir. Türk Milleti AKP’ye verilen her oyun Mehmetçiğe sıkılan bir kurşun olduğunu çok iyi bilmektedir. Türk Milleti ‘ ben lafa değil icraata bakarım’ diyerek sadece konuşan ama icraatları ile milyar dolarları götürenleri, ‘Uzun Adam’ deyip harama el uzatanları çok iyi bilmektedir. Türk Milleti 30 Mart’ın helal ile haramın seçimi olduğunu çok iyi biliyor. Türk Milleti 30 Mart’ta helali seçecek, 76 milyonun kul hakkını yiyen Tayyip Erdoğan ve ekibinin günahlarına ortak olamayacaktır.”

AKP’ye verilen her oy Mehmetçiğe sıkılan bir kurşundur.
PKK ile pazarlık masasına oturan Tayyip Erdoğan, PKK ne istemişse vermiş, bunun için çok sayıda kanun çıkartmış, cezaevindeki PKK’lıları serbest bırakmıştır. Tayyip Erdoğan’dan her istediğini alan PKK ve yandaşları AKP’nin 30 Mart seçimlerinden güçlü çıkması için seçimlere kadar silahlı eylem yapmama kararı almıştır. 30 Marttan sonra ise PKK ile siyasi özerlik konusunun müzakere edileceği söylenmektedir. Seçimlerde alacağı yüksek oyla yolsuzluğun üzerine örteceğini sanan Erdoğan, PKK, BDP ve HDP ile 30 Mart seçimlerinde ittifak yapmıştır. Bu doğrultuda PKK ve yandaşları kazanamayacaklarını bildikleri Ege Bölgesindeki illerde ve İstanbul’da AKP’yi desteklemektedir. Bu nedenle AKP’ye verilen her oy PKK’ya verilmiş olacaktır.

Şehid’e ‘kelle’, teröristbaşı Öcalan’a ‘Sayın’ diyen, masa başında ülkeyi PKK’ya pazarlayan Tayyip Erdoğan ‘ şehitlik ve Türkçülük’ anlamaz
Tayyip Erdoğan’ın Manisa Mitinginde ‘ MHP siyasi Türkçülük yapıyor. Şehit cenazeleri geldiği zaman sokaklara dökülüyor.’ şeklindeki sözlerini eleştiren MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ Milliyetçi Hareket Partisi, ülkemizin birlik ve beraberliği için vardır. Biz Anayasal olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan ve ülkesini seven her vatandaşımızı Türk kabul ediyoruz. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak; tek vatan, tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek dil diyoruz. Biz bu ülke için canını vermiş şehitlerimizi sahipleniyoruz, onlar için gözyaşı döküyoruz. Tayyip Erdoğan gibi ‘Türkiye 36 etnik yapıdan oluşuyor’ diyerek ülkeyi ayrıştırmıyor, bölmüyoruz. Türkiye Cumhuriyetini maşa başında PKK’ya pazarlamıyoruz. ‘ PKK ile görüştüğümüzü ispat etmeyen şerefsizdir’ deyip ispatlanınca şerefsizlik yaftasanı boynuna asan, şehide ‘kelle’ Terörist başı Öcalan’a ‘sayın’ diyen Tayyip Erdoğan için Türkçülük ve şehit kelimeleri hiçbir anlam ifade etmeyebilir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak önce ülkem ve milletim sonra partim ve ben diyoruz. Tayyip Erdoğan gibi önce ben, önce benim cebim deyip milyarlarca dolarları eve depo etmedik. Kul hakkı yemedik. Villa peşinde koşmadık. Eğer buna siyasi Türkçülük diyorsan, biz sonuna kadar Türkçüyüz. “ dedi.

Hangi yüzle hala Türk Milletinden oy istiyorsun?
Tayyip Erdoğan’a Türk Milletinden hangi yüzle oy istiyorsun diye soran MHP’li AKÇAY, “ Ey Recep Tayyip Erdoğan senin ve ekibinin yaptığı hırsızlığı, yolsuzluğu sağır sultan bile duymuşken hala insanların yüzüne nasıl bakabiliyorsun? İnsanlardan utanmadan nasıl oy isteyebiliyorsun? Başbakan sen değil misin? Hakkında çıkan yolsuzluk, rüşvet ve evindeki milyarlarca dolarlık ses kaydının montaj, dublaj olduğunu söyleyeceğine bunu neden ispat etmiyorsun? Kriptolu telefonumu dinlemişler diyen Tayyip Erdoğan’a sormak istiyorum: Oğlun Bilal ile evdeki paraları sıfırlamaya yönelik görüşmelerini kriptolu telefonla mı yapıyorsun? Devletin gizli görüşmelerini yapmak için sana verilen kriptolu telefonla, devleti mi soyuyorsun? Oğlun Bilal’a devleti soyması için kriptolu telefon mu veriyorsun? Neyin İstiklal mücadelesini veriyorsun? PKK ile Pazarlık masasına oturup ülkeyi parçalayan adam istiklalden ne anlar? Kendini ve yolsuzluk yapan diğer arkadaşlarını aklamanın mücadelesine istiklal mücadelesi mi diyorsun? İstiklal mücadelesi diyerek yolsuzluklarına Türk Milletini ortak etmeye mi çalışıyorsun? Sen milletin zekat, kurban paralarıyla uğraşacağına evindeki milyarların, İsviçre’de olduğu söylenen milyar dolarların, Urla’daki, Üsküdar’daki, Bodrum’daki villaların, İstanbul’daki lüks dairelerin, bankalarda milyarların hesabını ver.” dedi.

Kimin Parasıyla Miting Yapıyorsun?
Tayyip Erdoğan’ın devletin parasıyla miting yaptığını söyleyen MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ Manisa Mitinginde bu güne kadar ilçeler hariç 31 ilde miting yaptık diyen Tayyip Erdoğan’a soruyorum: Açılış yapıyorsunuz müteahite ödetiyorsunuz. Sen ve bakanların valilik veya kaymakamlık ziyareti adı altında miting yapıyor, parasını devlete ödettiriyorsunuz. İşi kılıfına uydurmak için de beş dakikalığına kaymakamlığa veya valiliğe uğruyorsunuz. Şimdi de çıkmış yaptığın miting sayısı ile övünüyorsun. Önce bu mitinglerin parasını kimin ödediğini söyle. Milletin parasıyla, yetimin, garip gurebanın parasıyla miting yapmaya utanmıyor musunuz? Mitinglerde valilikleri ziyaret ederek miting masraflarını devlete ödettirmeye utanmıyor musun? Kul hakkı yemeye doymadın mı?” diye sordu.

MHP’Lİ AKÇAY, GEDİZ’İ GÜNDEME TAŞIDI

akcay_1

    Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri, Türkiye’nin su kaynakları ve su yönetimi politikası üzerine gündem dışı söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlarım.

   Su; alternatifi olmayan, hayati bir kaynaktır. 21 inci yüzyılda su üzerinden küresel politika ve stratejiler artmaya başlamıştır. Bu da su politikalarının önemini arttırmaktadır. 22 Martta Dünya Su Günü’nü kutladık. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu önemli günü bir iki seminer ve resim sergisiyle geçiştirmiştir. Dünya su miktarı 1,4 milyar kilometreküptür. Bunun yüzde 25’i tatlı sudur. Bu kadar az olan tatlı su kaynaklarının yüzde 90’ının kutuplarda ve yeraltında olması suyun önemini daha da artırmaktadır.

   Birleşmiş Milletlerin raporuna göre;  1 milyar 400 milyon insan içme suyundan yoksundur. 2,6 milyar insan arıtılmamış su kullanmaktadır. Her yıl 6 milyona yakın insan dizanteri, kolera, ishal gibi temiz suya ulaşamamaktan kaynaklanan hastalıklardan yaşamını yitirmektedir. 30 saniyede bir çocuk temiz içme suyundan yoksun olduğu için ölmektedir. 2025 yılında dünya nüfusunun tahminen üçte ikisi temiz ve içilebilir sudan mahrum kalacaktır.

    Ülkemiz su kaynakları 25 büyük havzaya ayrılmıştır. Kullanılabilir su potansiyelimizin yüzde 28’5i Dicle ve Fırat havzalarında yer almaktadır. Dolayısıyla ülkemizin birçok bölgesinde su kaynakları yetersizdir. Uluslar arası standartlara göre; yıllık kişi başına düşen su miktarı 1000 ile 2000 metreküp arasında olan ülkeler su sıkıntısı ile karşı karşıya olan ülkelerdir. Kullanılabilir toplam su potansiyelimiz 112 milyar metreküptür. Yıllık su tüketimimiz 44 milyar metreküptür. Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 1.519 metreküptür. Türkiye’nin nüfusu 2030’da 100 milyona ulaşacak, kişi başı kullanılabilir su miktarı 1.120 metreküpe düşecektir. Böylece Türkiye suyu kıt ülkeler sınıfında yer alacaktır. Su kaynaklarımızın limitleri dışında kullanımı ve iklim değişiklikleri su kaynaklarında azalmaya yol açmaktadır. Ayrıca 2025’te Türkiye’de yağışların yüzde 25 azalması beklenmektedir.

   Hükümet tarafından Kanun Hükmünde Kararnamelerde su hizmetiyle ilgili çok sayıda düzenleme yapılmıştır. Su çalışmalarında kurumsal bütünlük söylemiyle yapılan bu düzenlemelerle su ile ilgili kurumların sayısı artırılırken görevleri arasında çakışmalar olmuştur.

  DSİ ‘de şu anda şef başmühendis ve şube müdürü kadrosundakilerin yüzde 95’i görevlendirmeyle atanmıştır. İlgili yasa gereği DSİ Genel Müdürlüğünde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı yapılması gerektiği halde 10 yılı aşkın süredir bu sınav yapılmayarak DSİ çalışanları mağdur edilmektedir.

  Su yönetimi, çok başlı, çok parçalı ve koordinasyon eksikliğinden bir an önce kurtarılmalıdır. Suyun rasyonel ve etkili kullanımını sağlamak için Su Yasası bir an önce çıkarılmalıdır. Suyun etkili kullanılmaması nedeniyle ülkemizde her yıl 5 milyon hektar tarım arazisi nadasa bırakılmaktadır. Ayrıca su kaynakları etkin bir şekilde kullanılırsa enerji sektörü gibi lokomotif sektörlerde üretim artacak, üretime bağlı olarak yan sanayi ve istihdam sağlanacaktır. Yapılacak barajlarla enerjide dışa bağımlılık azalacaktır. Üretimde maliyeti etkileyen bir unsur olan enerji ucuzlayacaktır.

   Gediz Nehri Ege Bölgesi için hayati öneme sahiptir. Gediz Nehri Ege Bölgesi için hayati öneme sahiptir. Gediz Havzasında Türkiye’deki tarımsal üretimin yüzde 10’u üretilmektedir. Yüzyıllardır geçtiği topraklara can veren Gediz Nehri flora ve faunasıyla can çekişmekte, kendisiyle birlikte içinden geçtiği ovayı da ölüme götürmektedir. Gediz Nehri sulama suyu kriterlerinin çok altındadır. Gediz’deki kirlilik oranı gıda sağlığı açısından tehlike arz etmektedir. Kirlenme dolayısıyla Gediz nehrinden sulanan binlerce dekar arazi çoraklaşma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

    Sayın Eroğlu, 11 Aralık 2009’daki Manisa ziyaretinde ‘Gediz’i kurtarmak boynumuzun borcu.” demiştir. 2010 yılındaki Gediz Havzası Eylem Planı toplantısında “ Gediz’deki arıtma tesisleri 31 Aralık 2012 saat 17.00’de tamamlanacak. 2012 yılı sonunda GedizNehri’nde balık tutulacak, herkes oltasını alıp gelsin.” demiştir.   Sayın Bakanın bu sözüne istinaden oltasını alıp Gediz’de balık tutmaya gidenler Gediz’de kendilerini Sayın Eroğlu’nun ve balıkların değil her türden kirliliğin beklediğini görmüşlerdir. Başta Manisalılar olmak üzere tüm Egeliler Sayın Eroğlu’nun sözünü yerine getirmesini beklemektedir.

AKÇAY’IN TARIMSAL GİRDİLERDEN KDV ALINMAMASINA YÖNELİK TEKLİFİ AKP TARAFINDAN REDDEDİLDİ

akcay_1


Tarımsal üretimde kullanılan girdilerden ( mazot, ilaç, gübre, elektrik, tohum ve fide ) Katma Değer Vergisi alınmamasına yönelik olarak vermiş olduğu kanun teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda konuşan MHP Manisa Milletvekili Erkan AKÇAY, “ Gübre ve elektrikte yüzde 18, mazotta yüzde 15,25, zirai ilaç ve hayvan yeminde yüzde 8 KDV vardır. Tohumluklarda yüzde 1 KDV var iken sebze tohumluklarında ve sebze fidelerinde yüzde 8 KDV vardır. Girdi fiyatları çok yüksek olduğu için üretim maliyeti yükselmekte, bu nedenle Türk çiftçisi yabancı ülkelerin üreticileri ile rekabet edememektedir. 10 yıllık AKP döneminde; enflasyon % 142, tarımsal girdiler mazot, ilaç, gübre fiyatları ortalama 4-5 kat artken ürün fiyatları yerinde saymıştır. Bir taraftan enflasyona diğer taraftan da 4-5 kat artan girdi fiyatlarına ezdirilen çiftçi borç batağına saplanmıştır. 2002 yılında 530 milyon olan çiftçilerin banka borcu 2012 yılı Eylül ayında 39 milyar liraya ulaşmıştır. Bu kredilerden 2 milyarı icralıktır. AKP döneminde çiftçilerin borcu 78 kat artmıştır.” dedi.

MHP’Lİ AKÇAY; ŞEHİT, GAZİ VE HARP MALULLERİNİN SORUNLARINI GÜNDEME GETİRDİ

akcay_11

     Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri, vermiş olduğumuz kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibi Şeref Aylığı Bağlanması Hakkındaki Kanuna göre İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs gazilerine şeref aylığı verilmektedir. Bu gazilerimizden herhangi bir geliri olmayan ve çalışmayanlara net asgari ücret tutarında ( 773 TL) maaş verilmektedir.

    Herhangi bir geliri olan veya çalışanlara 5750 gösterge rakamının memur maaş katsayısı ile çarpılması tutarında ( 424 TL ) aylık bağlanmaktadır. Hak sahibinin ölümü halinde bu aylık dul eşe yüzde 75 oranında bağlanmaktadır.

Görüldüğü üzere şeref aylığı bağlanmasında vatan hizmet durumu dışında gazilerin aylık veya gelir alıp almaması, çalışıp çalışmaması dikkate alınmaktadır. Bu durum şeref aylığı bağlanmasının amacına uygun değildir. Şeref aylığı hiçbir şarta bağlı olmadan brüt asgari ücret tutarında ( 978 TL) kesintisiz ve eşit olarak ödenmelidir. Kore ve Kıbrıs gazilerine “Devlet Madalyası “ verilmelidir. Devlet Övünç Madalyası verilenlere de şeref aylığı bağlanmalıdır.

     Anayasanın Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler başlığı altındaki 61. maddesinde ” Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” hükmü bulunmaktadır. Ancak istiklal madalyası sahibi olanlar ile Kore ve Kıbrıs gazilerine verilen maaşlar asgari yaşam seviyesinin çok altındadır.

      Bu kanun teklifi ile, İstiklal Madalyası verilmiş bulunan Türk vatandaşları ile Kore ve Kıbrıs’ta fiilen savaşa katılmış olan Türk vatandaşlarına 1005 sayılı kanuna göre vatani hizmet tertibinden bağlanan aylıkları brüt asgari ücret tutarına yükseltilmektedir. Bu vatandaşlarımız başka bir gelir de alsa veya bir işte çalışsa dahi bu bu maaşın ödenmesi öngörülmektedir. Ayrıca gazinin ölümü halinde bu aylığın yüzde 75’inin dul eşine, yüzde 25’nin çocukları ile anne ve babasına verilmesi öngörülmektedir.

AKÇAY: BEYANATLARI ARINÇ’IN TERÖRİSTLERİN SAFLARINDA YER ALDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR

yeni_arinc

 

AKÇAY, ASGARİ ÜCRETLİNİN SÖZCÜSÜ OLDU

asgari_ucret_yarin

AKP’DEN ESNAFIN İSTEKLERİNE RET

esnaf_gunebakis

MHP’Lİ AKÇAY: BU ŞEHİT ÇOCUKLARINDAN HANGİSİNE İŞ VERECEĞİZ?

sehit_resim

        Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri, 370 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Anayasamızın 10 maddesinde “ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.” ifadesi yer almaktadır. Anayasanın 61 inci maddesinde ” Devlet, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malûl ve gazileri korur ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlar.” hükmü bulunmaktadır.

       Şehitlerimizin geride kalan dul ve yetimleri ile malûl ve gazilerimizin korunması yönünde gerekli tedbirlerin alınması, yaşam seviyelerinin toplumda kendilerine yaraşır seviyeye çıkarılması devletimizin temel görevlerinden biridir.

       24 üncü dönem 2 inci Yasama Yılının son günü yani 4 Temmuz 2012 tarihinde TBMM’den 6353 sayılı torba kanunu çıkarılmıştı. Bu torba kanuna şehit aileleri, gazi ve malullerimiz ile ilgili bazı düzenlemeler alelacele önergeler ile eklenmişti. Maalesef alelacele çıkartılan bu düzenlemeler ve bazı eksiklikler nedeniyle şehit aileleri, gazi ve malullerimiz bazı mağduriyetleri yaşamaya devam etmektedir.

       Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri; 6353 sayılı kanun ile şehit ailelerine ikinci imkânı tanınmıştır. Şehitlikten doğan iş hakkının birini eşi ya da çocukları diğerini ise anne, baba veya kardeşleri kullanabilmektedir. Şehidimizin iki veya üç çocuğu olduğu durumlarda ikinci iş hakkı Şehidin kardeşlerinden birine verildiğinden Şehidin çocuğu açıkta kalmaktadır. Bu durum Şehidin eş ve çocukları ile Anne Baba kardeş arasında anlaşmazlıklara ve dargınlıklara yol açmakta, zaten dağılmış ailede daha da parçalanmalara sebep olmaktadır.

       Sayın Başkan Değerli Milletvekilleri; Basına yansıyan bir fotoğrafı sizlerin dikkatine sunmak istiyorum. Resimde gördüğünüz çocukların babası jandarma uzman çavuş Yücel Koç 21 Mayıs 2008 tarihinde Mardin Nusaybin’de mayın patlaması sonucu şehit olmuştur.

      Şehidimizin babası cenaze merasiminde ”Vatan sağ olsun. Oğlumun kanı yerde kalmayacaktır” demiştir. Şehidimizin eşi ise : “Yüceller ölmez. Buradaki herkes bir Yücel’dir. Üç oğul büyütüyorum. Onlar da babaları gibi kahraman olacak” demiştir.

Sayın Başbakan üç çocuk diyor ya. Şehidimizin bizlere emanet ettiği üç evlâdımız şehit babalarının naşı başında nöbet tutuyor. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak şehitlerimizin çocuklarının hepsine iş garantisi verilmesinden yanayız. Ancak son çıkan kanun ile biz bu evlatlarımızdan sadece birine iş imkânı veriyoruz. Diğer ikisine siz gidin kendinize iş bulun diyoruz.

 Resimdeki çocukların sizce hangisine sahip çıkalım? Hangisine iş imkânı verelim? Hangisine sen git kendine iş bul diyelim? Bu kararı AKP milletvekillerine bırakıyorum. Bir de Sayın Başbakan’a sormak istiyorum: Devlet olarak Şehidin bir çocuğuna sahip çıkacak isek neden az üç diyorsunuz?

      Şehitlerimizden evli olup iki veya üç çocuklu Şehidimizin sayısı 300 civarındadır. Son çıkarılan 6353 sayılı kanun ile 8000 Şehit yakınını iş sahibi yapan devletimiz elbette yaklaşık 300 şehidimizin ikinci veya üçüncü çocuklarına sahip çıkacak güçtedir. Çocuk Esirgeme Kurumlarındaki kimsesiz çocuklarımıza iş imkânı sağlayan devletimiz 300 şehidimizin çocuklarını sahipsiz mi bırakacaktır? Gelin bu vatan uğruna şehit olan kardeşlerimizin çocuklarının tamamına hiçbir sınırlama yapmadan iş hakkı verelim.

       4 Temmuz 2012 tarihinde TBMM’de kabul edilen 6353 Sayılı torba kanunun 84 üncü maddesi ile 5510 sayılı kanunun 73 üncü maddesi yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; Terörle mücadelede malûl olan gazilerimizin tedavi sürecinde ihtiyaç duyduğu her türlü ortez/protez ve diğer iyileştirici ve rehabilite edici araç gereçlerin bedellerinin hiçbir katılım ücreti veya fark alınmadan Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanması düzenlenmiştir. Ancak Vazife malullerine bu hak tanınmamıştır. Vazife malullerinin de kullandıkları her türlü ortez, protez, araç gereç ile ilaç ve tıbbi malzeme hiçbir kısıtlama olmaksızın ve katılım payı alınmaksızın karşılanmalıdır.